• Anasayfa
  • Makaleler
  • Yıllık ve Günlük Planlar
  • Sınavlar-Testler
  • Toplantı Tutanakları
  • Eğitim Dokümanları
  • Program Arşivi
  • Giriş
  • Kayıt
  • İletişim

Anasayfa Makaleler Edebiyat Atatürk'ün Anıları NÜKTELER


Atatürk'ün Anıları NÜKTELER

Salı, 14 Temmuz 2009 10:29 | Author: PiriReis | PDF Yazdır e-Posta
Addthis

NÜKTELER

"ATATÜRK BİZDEN BİRİDİR"
Cumhuriyetin onikinci yılı için pankartlar hazırlanacaktı. Liste Atatürk'e sunulur.
- "Atatürk bu milletin en yücesidir"
- "Türk Milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı" gibileri vardı.
Atatürk listeyi dikkatle gözden geçirir, bunları ve benzerlerini çizer. Hepsini yerine şunu yazar
- "ATATÜRK BİZDEN BİRİDİR"

 

YÜZBAŞI DEĞİL ACEMİ
 İran Şahı Pehlevi Balıkesirde... Atatürk onunla beraber merasim kıtalarını dolaşıyorlar. Her sınıftan bir bölük görmektedirler. Sıra makineli bölüğüne gelir. Daha önce askere öğretilmiştir. "Acemi"  kelimesi kullanılmayacak bunun yerine "Yeni Asker" denecektir. Bunun nedeni de "Acemi" tabirini İranlılar hakaret sayarlarmış.
Atatürk ve Şah yeni satın alınan bir kır katırın önünde durur.
Mehmetçik, tekmile başlar:
- Adım Mehmet oğlu İbrahim, memleketim Ayvacık, hayvanın numarası 341, ısırmaz tepmez, adı...Derhal aklına geldi. Hayvan yeni olduğu için erler ona (Acemi) ismi vermişlerdi. Ere komutanı elini göğsüne koyarak işaret eder. Bunun üzerine Er biraz durur ve cevap verir:
- Adı... Yüzbaşıdır, komutanım...
Şah farkına varmaz, yürür gider. Büyük adam "Atatürk" durur ve bölük komutanının kulağına:
- Bu hayvanın hakiki ismi nedir? diye sorar.
Acemi'dir, paşam, diye cevap alır.
Atatürk İbrahim'e bakar, baştan aşağı süzer. Yanağına okşar ve emir verir:
- Bu çocuğa bir ay izin verin. Yaverden yol harçlığını alırsınız, der ve ayrılır. 

"İSMİMİN SÖYLENMESİ İÇİN ŞEHİRLERİN TEMELİNE SIĞINMAM"
Ankara ve İstanbul'dan birinin adının (Atatürk) olarak değiştirilmesi yönündebazı oluşumlar vardı. Bazı milletvekilleri jest yapmak isterler. Bu konuda kaleme aldıkları kanun tasarısını Yalova'nın kurulma esnasında bir akşam yemeğinde sunarlar.
Atatürk tasarıyı dikkatle okur ve der:
"- Bir ismin kalması ve söylenmesi için şehirlerin temellerine sığınmak şart değildir. Tarih zorlanmayı sevmeyen nazlı peridir. Fikirleri ve  vicdanları tercih eder..."
Ve... İstanbul'un adı İstanbul, Ankara'nın adı Ankara kalır.

"BEN EĞİLMEM"
Çocukluk zamanları. Sık sık mahalle arkadaşları toplanır ve o zamanlar Selanikte pek moda olan "Mancık" oyununu oynarlardı. Bu bir çeşit "birdir bir" oyunu idi. Bir kişi eğilmekte ve diğerleri sıra ile üzerinden atlamaktaydı. O, oyuna iştirak etmezdi ama seyrine de bayılırdı. Arkadaşları birgün yaka paça zorla onuda oyuna sokarlar. Sıra ile hepisinin üzerinden atlar ve sıra kendisine gelince,   eğilmeden ayakta durur ve :
"Haydi atlayın!" der.
Arkadaşları başını yere doğru eğmesi için israr ettikçe, O :
"Ben eğilmem ! Böyle atlarsanız atlayın" der.
Eğilmedide, ne o gün ne de sonra.... 
 
"TIP ÖYLE SÖYLÜYORSA PEKİ"
Atatürk'e böbrek sancısı gelmeden kendisini muayene eden Profesör Doktor Behçet Sabit  Erdelhun'u, Atatürk zahmet ettiğinden dolayı teşekkürden sonra:
- Muayene ve müdahalelerinize hazırım doktor !.... buyururlar. Muayene yapılır ve sorarlar. - Nasıl buldunuz doktor ? Doktor'un teşhisi üzücü değildir. Fakat kendilerine bazı tavsiyelerde bulunmak tıbbı bir  zorunluluktur. Durumu kendilerine arzeder. Atatürk tatlı tatlı güler. Bu defa Gaziye doktor sorar:
- Akşamları iki üç kadeh alırmısınız Paşam ?
Atatürk  bir müddet durur, güler ve şu cevabı verir:
- Evet alırım ama, sorduğunuz kadeh adedine bir sıfır ilave etmek suretiyle.
Bu cevap doktoru endişeye sevketmiştir. Verilecek cevabı toparlamaya çalışırken Gazi sorar :
- Neye sustunuz doktor?
Doktor şu cevabı verir :
- Susmadım Paşam. Şu kısa sessizliğim emin olsun bir üzüntü ifadesidir.
- O halde doktor, kati tavsiyenizi öğrenmek isterim.
- O halde Paşam, müsadei devletinizle arz edeyim ki o iki üç kadehin önüne konan sıfıra izin  vermiyeceğim.
Bunun üzerine Atatürk aynen şunu söyler :
- Acaib !.. Demek bu tavsiyede israr ediyorsunuz ?
- Evet muhtrem Paşam, ısrar ediyorum.
- Demek bu sıfır meselesinde isminiz gibi sabit kademsiniz?
- Tıp öyle söylüyor Paşam, emir ve irade sizin. Biz sadece tıbbi vazifemizi yapıyoruz.
İşte O sırada Atatürk'ün gözleri odada ki bir levhaya takılır. Eliyle işaret ederek:
- Evet doktor haklısın.
Levhada şu cümle yazılı idi:
"Hak bellediğin yolda gideceksin." Doktor huzurlarında hürmetle eğilir ve tekrar teyiden arz eder.
- Evet Paşam, biz tıbbi görevimizi yapıyoruz.
 Atatürk doktoru iltifatlarıyla mahcub eder ve bu kadehlere sıfır koymamak bahsinde bile
sofralarında bulunan zevata:
- Vazifei tıbbiyeye mudahale yok !... Buyurarak kadehlerin önündeki sıfırları kaldırırmış. 

FENERSİZ YAKALANDIK
 Ali Kılık'tan naklen: Atatürk ani bir kararla bir torpido ile Ege'de bir seyahate çıkar. Sabaha karşı  Alaiye'de karaya ayak basarlar. Gelişlerinden kimsenin haberdar olmasını istemez. Ortalıkta  kimseler yoktur. Kahveler kapalıdır. Yolda, iz soracak kimsede yoktur. Atatürk :
 - Şöyle gideriz, elbette birine rastlarız der.
Yürümeye devam ederler. O sırada yanlarından bir jandarma geçmektedir. Sabahın erken saatlerinde beş kişilik böyle bir kafilenin sokak ortasında kararsız bir vaziyette yürüyüşü jandarmanın dikkatine çeker, durur, dikkatlice hepsini baştan aşağı süzer. Süzmesiyle beraberde  olanca kuvvetiyle birlikte aksi istikamete koşması bir olur.
Atatürk :
- Jandarma bizi tanıdı. Haber vermeye gidiyor; mani olun durdurun. diye emir verir. Fakat mani olmak, durdurmak kabil mi? Jandarma öyle koşmaktadır ki, kısa bir zaman içinde gözden kaybolur. Bunun üzerine Atatürk:
-Fenersiz yakalandık, buyururlar. 

İNEĞİNİ KAYBEDEN KÖYLÜ
Korkunç bir kış günü, Atatürk sabaha karşı şu emri verir:
- Bu kış kiyamette memleketin ne halde gördüğünü görmek isterim. Otomobille gezmeğe çıkacağız.
Kırşehir istikametine yola çıkılır. Yolda döküle döküle, kara batağa saplana saplana hatta bizzat bir ara kendisini bile itmeğe mecbur kaldığı bir yolculukdur devam eder. Bir dağ başına gelirler. Köylünün biri tek başına koşmaktadır. Atatürk köylüyü çağırtır ve sorar :
- Bu havada dağ başında ne yapıyorsun ?
- İneğim kayboldu Paşam...
- Seni kurtlar yer.
- İneğimi yedilerse ko beni de yesinler.
- İneğin kaç lira kiymetinde idi ?
- Eh... Bir elli altmış lira ederdi.
 Atatürk yanındakilere döner:
 - Bu adama yüz lira verin, bir otomobile alın.
 Hemen köylüye yüz lira verildi. Otomobile binmesi teklif edildi.
Köylü :
- Hayır. Ben yine ineğimi arıyacağım, diye red etti.
O vakit Atatürk:
- İşte sana yüz lira verdiler. İki inek alabilirsin... Bırak ötekinin peşini...
 Köylü :
 - Sana rastlamak benim talihimdir. Ama yine kendi ineğimi ararım ... Paşam. Sana rastlayan adamın  üç ineği olsa çok mu?
Atatürk köylüyü kendi otomobiline alır. Sonra, onun köyünde küçük bir çiftlik alıp köylüye hediye  eder. 

YOL LAZIM
Korkunç bir kış günü, Atatürk otomobille memleketi gezmektedir. Yollar berbattır. Kırşehir'e varılır. Şehrin kapısında vali frak ve silindir şapkasını giymiş ve karşılıyor. Atatürk :
- Vali bey bu kiyafet neden icabet etti !
 Vali :
- Efendimiz, yol ve erkan...
Diye söze başlayacak olur, Ata, sözünü keserek :
- Be adam, bilmek lazım olan bu yol değildir. Bizim geldiğimiz yoldur. Millete lazım olan yoldur.
Kırşehirden Yozgat'a gidiliyor. Daha vilayet hududunda vali Boran kamyonlarla ve yol açma  ekipleriyle Ata'yı karşılar. Ata'nın ilk sözü şu oluyor:
- İşte yol bilen vali böyle olur. 
 
EKMEKLE OYNAMAK
Atatürk'ün asla kini yoktu. Bir kimseye ne kadar kızarsa kızsın, bir müddet sonra affeder, olanları  unutur bir daha tekrar edilmesinden hoşlanmazdı. Bu yüzden etrafındakilerden bir çokları zaman  zaman gözden düşmüş, affedilmiş tekrar eski görevlerine iade edilmişlerdi. Fakat, asla müsamaha etmediği şey kimsenin ekmeği ile oynanması idi.
Yeni harflerin kararlılıkla takip edildiği bir devirde bir gezi esnasındabir devlet dairesine girer. Bir defter açar. Defterde eski harflerle yazılı not ve evraklar vardır. Defterin sahibi yalı bir memurdur.Atatürk hayatında ender rastlanan bir hiddetle memurundan müdürüne kadar hepsini kovar, dışarı çıkarken de:
- Bunlar mikroptur, efendim. Milli bünyenin selameti namına temizlenmeli diye bağırır.
Akşam olur. Vilayet konağında bir ziyafet vardır. Bir aralık laf döner dolaşır yeni harflere gelir.
Atatürk valiye sorar :
- Bugünkü yobazlara ne yaptın?
Vali :
 - Görevlerine son verdim Paşam. Atatürk durakladı. Sonra usulca :
- O olmadı işte... Bu adam kabahatli, muhakkak... Fakat çoluğu çocuğunun suçu ne... Onları aç  bırakmaya hakkımız yok. Onu vazifesine usulca iade et. Biz adamları tedib etmeliyiz ama ekmekle oynamak caiz değildir. 
HALK İSTERSE BENİ DE KOVAR !
 1935. Dünyanın bazı bölgelerinde olduğu gibi, Türkiye'de de Yahudiler aleyhine bir kamuoyu oluşmuştur.  Bu sıralarda Çanakkale'ye gelen Atatürk!ün huzuruna çıkmak isteyen bir Musevi vatandaşı görevliler  bırakmak istemiyordu. Atatürk :
- Bırakın gelsin, der.
 Musevi Atatürk'ün önünde ellerini açarak, yukarıya kaldırır.
- Paşam bizi kovuyorlar, biz ne yapacağız?
Atatürk, bu şekilde huzuruna çıkan adamın ne demek istediğini ve kim olduğunu anladığı halde yine sorar:
- Sen kimsin ?
- Ben Paşam, Çanakkale müsevilerinden Avram Palto.
- Sizi kim kovuyor? Hükümet mi? Kanun mu ? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle.
Musevi vatandaş duraklar, şaşalar. Bir müddet sonra kendini toparlayarak cevap verir :
- Hayır Paşam, halk kovuyor.
Atatürk, bu adamın yüzüne dikkatle bakarak gülümser ve :
- Halk isterse beni de kovar !, der ve yürür
"Nükte ve Fıkralarla ATATÜRK, Niyazi Ahmet Banoğlu, 1967 

 

Web Soft
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Gönder
İptal
JComments
Giriş Formu

  • Şifrenizi mı unuttunuz?
  • Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?
  • Kayıt ol
En Çok İndirilen Dosyalar
İlköğretim 6.7.8.Sınıflar Bilgi Yarışması Soruları
(Çeşitli Dokümanlar)
19.01.10

Tiyatro ve törenler için ses efektleri (silah,top,tüfek,doğa efektleri)
(Tiyatro ve Skeçler)
27.02.12

2010-2011 Müdür-Müdür Yardımcısı Çalışma Programı
(Okul İdaresi Dokümanları)
16.10.10

2010-2011 Sene Başı Öğretmenler Kurulu Toplantısı Gündem Maddeleri-2
(Okul İdaresi Dokümanları)
27.08.10

Örnek Soruşturma Muhakkik Raporu
(Okul İdaresi Dokümanları)
27.12.09

Yeni Eklenen Dosyalar
SORUMLULUK OCAK AYI RAPORU.docx
(Değerler Eğitimi Dokümanları)
09.03.12

Değerler Eğitimi Öğretmen İzleme Formu.xls
(Değerler Eğitimi Dokümanları)
09.03.12

Çanakkale Şiirleri
(Çanakkale Zaferi)
28.02.12

Çanakkale Programı
(Çanakkale Zaferi)
27.02.12

Çanakkale Konuşması
(Çanakkale Zaferi)
27.02.12

site ekle

© 2006-2011 Sunu Merkezi