• Anasayfa
  • Makaleler
  • Yıllık ve Günlük Planlar
  • Sınavlar-Testler
  • Toplantı Tutanakları
  • Eğitim Dokümanları
  • Program Arşivi
  • Giriş
  • Kayıt
  • İletişim

Anasayfa Makaleler Eğlence ve Yaşam KADERİN HİKAYESİ


KADERİN HİKAYESİ

Pazartesi, 20 Temmuz 2009 00:41 | Author: PiriReis | PDF Yazdır e-Posta
Addthis

   KADERİN HİKAYESİ

                  Uzun zaman önce bir ülke varmış refah içinde yasayan. Ülkenin
            refah içerisinde yaşamasının sebebi iyi yürekli, dürüst kralı imiş.
            Kral zaman zaman tebdili kıyafet ülkeyi dolaşır, halkının dertlerini
            dinler, sorunlara çözüm bulurmuş. Gene böyle bir günde kral
            dolaşırken, yolu dağ başında bir göl kenarına düşmüş. Gölün
            kenarında ki ağacın dibine çökmüş aksakallı bir dede, bir elinde bir
            kese, diğerinde bir kese. Birinden bir tas alıp, diğerinden aldığı
            taşa bağlayıp göle atıyormuş. Bu işe epey bir süre devam etmiş ve
            nihayet bittiğinde, dede yoluna gitmek üzere ayağa kalkmış ve kralla
            göz göze gelmiş. Kral dedeye sormuş " dede bütün bir gün seni
            izledim, sen ne iş yaparsın anlayamadım" demiş. Dede kralın sorusunu
            söyle cevaplamış "oğlum ben insanların kaderlerini birbirine
            bağlarım", "Peki en son kimin kaderini birbirine bağladın",
            "Kralın güzel kızı ile uşağı Ahmet'in kaderini bağladım" demiş
            aksakallı dede, Kral bu cevabi alınca dünyası kararmış. Bir yanda
            güzeller güzeli apak biricik kızı, ülkenin prensesi, diğer yanda
            olmamış oğlu kadar sevdiği zenci uşağı Ahmet.
                  Ne yaparım, nasıl eder de Ahmet'e bir zarar vermeden bu kaderi
            bozarım diye düşünerek sarayın yolunu tutmuş. Saraya gidince hemen
            sevgili uşağı Ahmet'i huzuruna çağırmış ve ona " oğlum Ahmet sana
            bir mektup vereceğim, bu mektubu alacak ve Güneş’e götüreceksin"
            demiş, Krala sorgu sual edilmez. Biçare Ahmet mektubu ve yolluğunu
            alarak düşmüş bilinmez yollara. Düşmüş ki ne düşmek. Babası kadar
            sevdiği Kral'ı ona bir görev vermiş ve o bu görevi yerine getirmeli,
            ama nasıl? Günlerce dere tepe demeden yol gitmiş. Nihayet
            yorgunluktan bitkin halde iken gördüğü bir ulu ağacın gölgesinde
            dinlenmeye karar vermiş ve uykuya dalmış. Uyandığında bir de ne
            görsün... ağacın az ötesinde bir göl... o göl ki üzerine günesin
            aksi vurmuş... "Kralımın dediği Güneş bu olsa gerek" diyerek,
            üzerinde sadece külotu kalıncaya kadar soyunarak atmış kendini göle.
            Dibe doğru yüzmüş, yüzmüş, yüzmüş.... Taa dipte, günesin aksinin
            tükendiği yerde bir de ne görsün....Şahane bir hazine sandığı...
            almış sandığı çıkmış yüzeye...çıkmış ama, Ahmet artık zenci değil
            bembeyaz bir Ahmet... sadece külotunun olduğu bölge eski rengini
            taşıyor. "Var bu iste bir hikmet" demiş ve açmış sandığı. Sandık
            gerçek bir hazine sandığı, içinde binbir türlü mücevherat ile
            birlikte üzerinde"Güneş’ten Kral'a" yazan bir zarf. Ahmet ne
            yapacağını bilemez hale gelmiş bir anda. Yeni rengi ve yaşadıkları
            ile ülkesine dönünce kimsenin kendisine inanmayacağını düşünerek,
            ülkesine zengin bir tüccar kimliği ile dönme kararı almış.
                  Dönünce ülkesine, düşleri bir bir gerçekleşmiş. Ahmet'in...
            Ülkesinin bu yeni dürüst ve yakışıklı tüccarı ile güzeller güzeli
            kızını evlendirmeye karar verince Kral, dünyalar Ahmet'in olmuş.
            Kral vermiş vermesine kızını zengin tüccara ama aklıda bir yandan
            oğlu gibi sevdiği ve hiç bir haber alamadığı uşağı Ahmet de imiş.
            Gel zaman git zaman damadı ile birlikte bir ziyafet yemeğinde iken
            yere düsen bir çatalı almak için eğilince Ahmet, şalvarının
            kenarından kaba eti gözükmüş... Bunu gören Kral gözlerine
            inanamamış.Yemek bitip de odasına çekilecek iken herkes, koridorun
            sonuna ilerleyen damadının arkasından seslenivermiş Kral "Ahmet!..."
            Ahmet seneler sonra duyunca gerçek adını, gayri ihtiyari kendisine
            seslenen Krala dönüvermiş ve "neler oluyor Ahmet, evladım anlat
            başından geçenleri bana" diyen kralına bütün olanları bir bir
            anlatmış... Bunun üzerine Kral "Peki Güneş bana bir şey göndermedi
            mi?" diye sorunca da hemen odasına koşarak, sandıktan çıkan mektubu
            almış ve Kral'a vermiş, mektupta su satırlar yer alıyormuş... GÜNEŞE
            YAZI YAZILMAZ.... YAZILAN YAZI... ISE BOZULMAZ....!

Web Soft
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

Gönder
İptal
JComments
Giriş Formu

  • Şifrenizi mı unuttunuz?
  • Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?
  • Kayıt ol
En Çok İndirilen Dosyalar
İlköğretim 6.7.8.Sınıflar Bilgi Yarışması Soruları
(Çeşitli Dokümanlar)
19.01.10

Tiyatro ve törenler için ses efektleri (silah,top,tüfek,doğa efektleri)
(Tiyatro ve Skeçler)
27.02.12

2010-2011 Müdür-Müdür Yardımcısı Çalışma Programı
(Okul İdaresi Dokümanları)
16.10.10

2010-2011 Sene Başı Öğretmenler Kurulu Toplantısı Gündem Maddeleri-2
(Okul İdaresi Dokümanları)
27.08.10

Örnek Soruşturma Muhakkik Raporu
(Okul İdaresi Dokümanları)
27.12.09

Yeni Eklenen Dosyalar
SORUMLULUK OCAK AYI RAPORU.docx
(Değerler Eğitimi Dokümanları)
09.03.12

Değerler Eğitimi Öğretmen İzleme Formu.xls
(Değerler Eğitimi Dokümanları)
09.03.12

Çanakkale Şiirleri
(Çanakkale Zaferi)
28.02.12

Çanakkale Programı
(Çanakkale Zaferi)
27.02.12

Çanakkale Konuşması
(Çanakkale Zaferi)
27.02.12

site ekle

© 2006-2011 Sunu Merkezi